İlahiyat Fakültesi

Kişi Arama

Bağlantılar

Avrupa İslami” Kavrami Ve Avrupa’Da İslam Eğitiminin Değişen Yüzü" Konulu Seminer Çalışması Gerçekleştirilmiştir.

07/03/2015 13:53:29 - 07/03/2015 13:54:09 - 2356 Okunma

Avrupa islamı” ne Demektir?

Batı Avrupa’ya ekonomik göç 1970 yılına kadar devam etti. 1950-70 arası Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslüman sayısı birkaç katına çıktı. 90’lı yıllarda Batı Avrupa’da yaklaşık 15-17 milyon Müslüman yaşamaktaydı. Avrupa’da Müslüman nüfusunun varlığıyla ilgili ilk hipotez fazlasıyla basitti. En fazla bir nesil sonra Avrupalılaşarak asimile olacakları söylenmekteydi. Ancak şimdi öngörülen manzaradan çok farklı bir manzara karşısındayız.
2000’li yılların ilk çeyreğini yaşadığımız şu günlerde Avrupa’da daha da artmış olan Müslüman nüfusun geleceği ile ilgili tartışmalar yeni bir aşamaya evriliyor. Bu aşamada en önemli soru ise “Müslümanların dini kimliklerinde nasıl bir değişim meydana geliyor?” sorusudur. Bizim de ele almaya çalıştığımız “Avrupa İslamı” kavramı tam da bu noktada önemli oluyor. Çünkü Avrupa’daki Müslüman kimliği üzerine yapılan yeni tanımlar artık bu kavramla ifade edilmeye başlıyor.
“Avrupa İslâmı” kavramıyla iki yönelime gönderme yapılır. Birincisi, Avrupa orijinli Müslümanların kendi kültürel aidiyetlerinden beslenen yönelimlerini, siyasal ve entelektüel çıkarımlarını gözetir. İkincisi ise daha belirleyicidir ve ağırlığını Müslümanların oluşturduğu bir göçmen dünyasında, kimliğe Batılı bir müdahaleyi öngörür. Müdahalenin temel parametreleri geleneksel bir referans ve aidiyeti içselleştiren İslâmlığı, Batılı değer dünyasıyla ilişkilendirmeyi öngörür. Dahası Avrupa İslâmı’yla tasarlanan kültürel envanterinden yalıtılmış yeni bir formatta, Batılı bir İslâm tasarımıdır.
Avrupa İslamı’nın ne olduğuna dair tam ve net bir tanım yapılamamakla birlikte nerden başladığını Olivier Roy’un “Yeniden İslamileşme” dediği şu tespitinden başlata biliyoruz:  “Batı’ya geçişin ilk sonucu köken kültüründen kopuş sonrasında İslam’ın yeniden formüle edilmesidir. Bu ayıklama toplumsal açıklığın yitirildiği bir bağlamda dinle bağı bireysel olarak yeniden değerlendirmek ve yeniden sahiplenmek çalışması üzerine kurulur. Tespitinde öne çıkan “bireysellik” vurgusu Canatan’nın tespitinde de benzer niteliktedir. Nitekim Canatan konuyla ilgili çalışmasında, cemaat merkezli ve içe kapanık tekilci geleneksel Müslümanlığın, yerini modern toplumdaki temel trentlerle birlikte yürüyen bireycil laikçi ve çoğulcu bir İslam anlayışına bıraktığını belirtmiştir. Ona göre bu tespit 2000 yılında Utrecht Üniversitesi’nin Rotterdam’ da Müslüman gençler arasında yaptığı araştırmada da ampirik olarak doğrulanmıştır.
Siyasal Bir Proje Olarak “Avrupa islamı”
Suriye kökenli Alman düşünür Bassam Tibi “Avrupa islamı” kavramını politik bir proje olarak dile getiren ilk teorisyenlerdendir. ona göre kültürel açıdan farklı bir Arap, Afrikalı, Hint veya Güney Asya İslamı’ndan bahsetmek çelişki yaratmamaktadır. …. Afrikalı Müslümanlar için bir Afro İslam’dan ya da Hintli Müslümanlar için bir Hint İslamı’ndan bahsetmek mümkünse Batı Avrupa’ya göç eden Müslümanlar bağlamında bir Avro İslam’dan bahsetmek niçin mümkün olmasın.
Ona göre Avro İslam’ın başlıca özellikleri laicite, kültürel modernlik, ve İslam’ın İbrahim’e inananlarla (ehl-i kitap) sınırlı hoşgörüsünü aşan bir hoşgörü anlayışı olacaktır. Bunlardan başka kültürel ve dinsel çoğulculuğu kabul etmek suretiyle İslam egemenliği iddiasından vazgeçecektir. Tibi’nin önerdiği bu formülün siyasi bir kimlik projesi olduğu şuradan anlaşılmaktadır: Tibi’nin demokratik entegrasyon olarak anlattığı bu proje Almanya’da demokratik olmayan güçlerin önderlik ettiği İslam topluluğunda kendiliğinden gelişmez. Ona göre bu proje tepeden uygulanmak zorundadır. Tibi, bir çok kez bu kavramı entelektüel bir tartışma unsuru olarak değil entegrasyon polkasının bir temeli olarak gördüğünü belirtmektedir.
Bundan dolayı Tibi’nin Avro-İslam anlayışı sadece akademik çevrelerde sınırlı kalmamıştır. Özellikle Avrupalı siyasi liderler, Avro-İslam anlayışına kendi ülkelerinde “Fransız, Hollanda veya Alman İslamı” isimleri altında destek vermektedir. Euro İslâm anlayışının bir kimlik projesi olduğunu düşünenler ve buna karşı çıkanlar Tibi’ye dayanan bu fikirlere atıf yaparlar ve bunun eski asimilasyon şekillerinin “sinsice” bir benzeri olduğunu iddia ederler.
Eğitim Politikaları Doğrultusunda Avrupa islamı
Avrupa’da soğuk savaş dönemin bitmesi ile ortadan kalkan kızıl tehlikenin yerini yeşil tehlikenin aldığına yönelik güçlü söylemler vardır. Ancak Avrupa için bu tehlike dışarıdan gelen askeri bir tehlike değildir. İçeriden gelen ve dini-kültürel yapıyı tehdit eden sosyolojik bir tehlikededir. Bununla mücadele etmenin en etkili yolunun ise eğitim olduğu düşünülmektedir.  Yani eğitim yoluyla hem Müslümanlar eğitilecek hem de Müslümanları eğiten başka Müslümanlar yetiştirilecek. Özellikle 11 Eylül’den sonra pek çok hükümet hem güvenlik hem de entegrasyon politikaları bağlamında yurtdışında (yani Müslüman ülkelerde) eğitim alan imamların çeşitli dillerden öğretmeyi sürdürmelerini pek istememektedir. Mesela Viyana Üniversitesi’nde yapılan bir projeye sekiz Avrupa Birliği ülkesi katılımıyla Avrupa İslamı’nın eğitim ayağını şekillendirebilmenin ve Diyanet benzeri bir kurum altında da bütünleşebilmenin yolunu aradılar. Taviz vermedikleri en temel konu, dil birliği ve aşağıdan yukarı doğru yapılanan bir bütünleşme değil, yukarıdan aşağı doğru törpülenerek elde edilen bir birlikti.
 Avrupa İslâmı üzerine Batı’da yapılan çalışmaların özellikle 1990’ların ortalarından itibaren hız kazandığı görülmektedir. Bu amaçla üniversitelerde bilimsel toplantılar yapılmış, projenin fikri altyapısını hazırlamak üzere birçok eser yayınlanmıştır. Avrupa İslâmı projesine büyük bir destek veren İsveç’in bu konu üzerinde incelemelerde bulunmak üzere İskenderiye ve Fas’ta özel merkezler kurduğu bilinmektedir. Avrupa İslâmı kavramı”, üniversitelerin ders programlarına da girmiş, bazı üniversitelerde lisans ya da lisanüstü eğitimde ele alınan konu başlıkları arasında yer almıştır.
Bu tarz bir eğitim şu açılardan sakıncalı görülmektedir. Mesela İsveç’i ele alalım.  Eğitim burada Müslüman toplumun geleceğini belirleyecek en önemli öğedir. İkinci ve üçüncü kuşak Müslüman halkların bilgi ve eğitim düzeylerini kendi ülkelerinde kısıtlı eğitim almış atalarından daha yüksektir. Eğitimin İsveç ve Batı Avrupa düşünce yapısına göre şekillendiği dikkate alınırsa bunun İslam için bir tehdit olduğu anlaşılacaktır. Yine Avrupa’da bu ülkelerin okullarında eğitim gören bu ülkelerin toplumsal sosyal ortamında sosyalleşen ve kimlik inşa eden gençlerin din anlayışları ve algılarının farklılaştığı artık bilinen bir gerçektir. İşte Avrupa İslam’ının başladığı nokta Müslüman gençlerin din anlayışları ve algılarının farklılaştığı bu noktadır. Esas tehdit ise Avrupa’daki eğitim sisteminin bu farklılaşma sürecine hakim bir aktör olarak dahil olmasıdır. Çoğu Avrupa ülkesi cami imamlarını, din dersi öğretmenlerini artık kendisi yetiştirmeyi planlamaktadır. İmamların mültecilerin ana vatanlarından kısa sürelerle ithalinden ziyade Avrupa’da yetiştirilmeleri bir Avrupa İslam’ının yaratılmasında önemli bir adım olarak görülmüş olup çoğu Avrupa ülkesi imam eğitimi sürecinin kontrolünü ele geçirmeye can atmaktadır.(Bruinessen ve Allievi, 2012: 9). İsveç (Sondar, 2005:157), Hollanda, Fransa, Danimarka, Amsterdam, Belçika’daki (Klausen, 2008:15-16)  buna örnek olarak verilebilir.
Almanya’ya gelince…Almaya ile ilgili olarak Tibi’nin görüşü şudur: Buradaki Müslümanların eğitim ve teknik anlamda yetersizliklerine ek olarak kimileri tarafından daha kendi din ve kültürlerine dair temel bir anlayıştan dahi yoksun olarak görülmektedir. En önemlisi de bu cemaat kendi içinden eğitimli bir elitten çıkması beklenecek temsilciler çıkaramadığından bu boşluk bu gün itibariyle göçmen cemaatin dışından onun ihtiyaçlarını bilmeyen kimseler tarafından doldurulmaktadır. Temsilci diye ortaya çıkan bu kimseler tek kelime yabancı dil bilmeyen Batı Avrupa’da doğan yabancı gençlerin sorun ve kaygılarına dair en ufak bir fikri olmayan imamlardır. Bu imamlar ya İslamcı gruplarca gençlere kabul ettirilmekte ya da Türkiye veya Fas gibi Müslüman hükümetler tarafından atanmaktadır. Tibi’nin önerdiği çözüm soyut içerikleriyle yukarıda geçmişti. Somut şekilleriyle ise Faruk Şen tarafından önerilmekte ve desteklenmektedir.

Faruk Şen, Tibi’in görüşünü Türkiye’de temsil etmekte ve bu anlamda bir Avrupa İslamı’nın imkânını düşünmektedir. Ona göre Avrupa’daki çoğulcu İslam’ı desteklemek, burada yaşayan Müslümanların yararınadır ve uyum sağlamalarına destek olacaktır. Şen “Euro-Islam" diyeceğimiz bu normatif çerçeveyi ise şu maddelerle belirlemektedir: 1. İslami yaşam tarzını, sanayi toplumunun normlarına uyarlama, 2. Yaşanılan ülkenin anayasasına sadık kalma, 3. çoğulcu Demokrasiyi benimseme, 4. Laikliği benimseme ve 5. Şeriatı reddetme. Şen’e göre Almanya’da yaşayan Türkler zaten bu ilkelerin taraftarıdırlar. Avrupa’da yaşayan Müslüman göçmenlerin, gelecekte İslam’ın yeni şekillerde yaşanması nedeniyle, ortak bir Euro-İslam anlayışıyla buluşacağı şimdiden söylenemez, ancak gelişmenin buna göre olduğu söylenebilir.

 
Akademik Seminer

Facebook Twitter Google Plus
Akademik Seminer(Sıddık Ağçoban)
Telefon Tablet Bilgisayar Bu website tüm cihazlarla uyumludur.